Osmanlıda Mücevher
Osmanlı kuyumcusu, bir nakkaş gibi ince çalışarak, tasarımını taşın biçimine az
müdahale yapmaya, tasarımını taşın biçimine uydurmaya özen göstererek, bir imparatorluk
sentezi olan Osmanlı ruhunu yansıtan, natüralist ağırlıklı yapıtlar vermiştir. Osmanlı
Devleti'nin gücü artıp, sınırları genişledikçe mücevherde kullanılacak değerli taşlar
ve maden giderek daha kolay sağlanır olmuş, genişleyen topraklardan Osmanlı başkentine
hünerlerini sergilemek üzere getirilen, örneğin Horasan'dan, Tebriz'den, ya da Bosna'dan;
Balkanlar'ın değişik bölgelerinden veya Rus sınırlarından, Gürcü ve Çerkes bölgelerinden
gelen kuyumcu ustalarının da katılımıyla mücevher üretimi giderek çeşitlenmiş ve
zenginleştirilmiştir (1). Osmanlı mücevherinde kakma, çalma, oyma, savat(niello),
telkari(filigran), hasır, mıhlama gibi teknikler kullanılmıştır.
Osmanlı geleneğinde kuyumculuk, padişahlar tarafından sevilmiş ve desteklenmiş bir
sanat dalı olarak dikkat çeker; tüm sanat dallarının zirveye ulaştığı 16.yüzyılda
gerek takılarda gerekse mücevher eşyalarda başyapıtların üretildiği görülür. Özellikle
Kanuni Sultan Süleyman'ın saltanatının ilk döneminde, padişahın hem kendi görünümüyle,
hem de çevresiyle ilgili benzersiz ihtişam arzusu, mücevhere büyük önem verilmesini
ve mücevher eşyaların Osmanlı geleneğine yerleşmesini sağlamıştır, bunda Kanuni'nin
gençliğinde kuyumculuk eğitimi almış olmasının yanı sıra, ünlü sadrazamı İbrahim
Paşa'nın sanatsal beğenisinin de etkili olduğu açıktır(5).İhtişamda n hoşlanan Kanuni
Sultan Süleyman için 1532 yılında Venedikli Kuyumcu Caorlini Ailesi tarafından değerli
taşlarla bezeli, taç biçiminde bir miğfer hazırladığı, bu miğfere 100.000 duka değer
biçildiği bilinmektedir.
Gültepeli kuyumcu, dört bin yıl önce yaptığı altın küpeyle ölümsüzleşmiş. Alacahöyüklü
usta, prensesler için yaptığı taca her baktığında yeniden doğmuş. Krezüs, altının
ışığında canlanmış. Bugün müzelerde hayranlıkla izlediğimiz zebercet, yakut ve kesme
yeşim taşlarıyla süslü altın tahtlar, geçmişin görkemini yaşatıyor. Elmaslı, yakutlu,
zümrütlü altın beşikler şehzadeleri günümüze getiriyor.